Muhalefete aday

“Hoppala, ne demek şimdi bu?” dediğinizi duyar gibiyim yazımın başlığını okuduğunuzda.
15 Eylül 2008 tarihli Menteşe gazetesinde Mehmet Salih Azaklı’nın “Arada Sırada” isimli köşesinde yayınlanan “Kurtuluş (ya da Türkiye’nin yarını)”başlıklı yazısını okurken aklıma geldi bu yazıyı yazmak ve sonra da yazıma bu başlığı atmak.
Sayın Azaklı yazısında bugünün Türkiye’sini Osmanlının yıkımıyla sonuçlanan son günlerine benzetiyor ve kurtuluşun da benzer olacağını savunuyor. Akıllı, bilinçli ve çalışkan olmamız gerektiğini söyleyerek, yeni bir Atatürk beklemediğimize göre O’nun gibi birilerinin ortaya çıkmasının koşullarını hazırlayacak kadrolara görev düştüğünü ve bu aşamada herkesin fedakârlık ve feragat anlayışında olmasının kaçınılmaz bir yurt görevi olduğunu belirtiyor.
Bu yazı buraya kadar son derece doğru yapılmış bir tahlilin ürünü. Ancak bundan sonrasında çekincelerim var benim. Türkiye’de bugün bunu başaracak tek örgütlü gücün CHP olduğunu ve Genel merkezin bu anlayışla bir program hazırlayarak yönetimi ağırlıklı olarak genç kadrolara devretmesi gerektiğini savunuyor Sayın Azaklı. Bu tespit doğru ama gerçekleşme şansı var mı?
Sayın Azaklı’yı 1970’ten beri tanırım ben ve diyebilirim ki O tanıdığım en tutarlı CHP’lilerden biridir. Bu tespiti yaparak CHP’ye böyle bir misyon yüklerken gönlündeki CHP’liyi anlatıyor aslında. Oysa bugün ve yıllardır CHP’nin yönetimine egemen olan kadroların böyle bir görev anlayışları yok. 1950 den günümüze kadar hiç iktidar olamayışlarından gocunmuyor onlar. Onun için CHP’nin yeniden bir eğitim ve öğretim sürecinden geçirilmesi gerektiğine inanmıyor ve bu konuda herhangi bir çaba da harcamıyorlar. CHP’nin oylarının %20 den %22 ye çıkması bile yeterli onlar için. İktidar olabilmek gibi bir kaygılan olmadığından bu konuda bir çalışma yapmalarına da gerek yok. Bana göre iktidar olmaya niyetleri de yok. İktidar olunca uygulamayı düşündükleri bir projelerini anımsayan var mı? Partinin Genel Merkez Yönetiminde olmak ve barajı aşıp muhalefet partisi olmak yetiyor onlara. Hele bir de “Ana muhalefet partisi” konumuna geldiler mi deymeyin keyiflerine. Yani onlar Muhalefete aday yıllardır.
Türkiye’nin çok partili siyasi yaşamına baktığımızda seçmenin hep mevcut yönetimlere karşı söylemlerde bulunanları yeğlediğini görüyoruz. Menderes “daha fazla demokrasi” diyerek ve Türkiye’yi küçük Amerika yapacağını savunarak iktidar oldu. Demirel DP iktidarına karşı gerçekleştirilen 27 Mayıs 1960 ihtilalinden sonra DP’nin devamı olduğunu söyleyerek yıllarca başbakanlık yaptı. Ecevit “Köy kent” projesiyle iktidar olmasa da büyük bir oy patlaması yaptı. Erbakan “Milli Görüş” projesiyle Türkiye’nin gündemine oturdu. Özal devletin kar eden kurumlarım satacağını haykırarak iktidar oldu. Son olarak Recep Tayip Erdoğan “Biz değiştik. Diğer siyasi partilerden farklıyız” diyerek oy istedi ve ülke yönetimine getirildi. Yani hepsinin aykırı bile olsa, uçuk bile olsa sundukları projeler vardı. Peki, CHP’nin ürettiği, ortaya attığı böyle bir projesi oldu mu bu genel merkez yönetimi işbaşına geldiğinden beri?
İyi düşünelim. CHP’nin bugünkü Genel Merkez yönetimi, Baykal ve ekibi yani, daha SHP’li yıllarda parti yönetimini ele geçirmeyi amaçlamıyorlar mıydı? SHP’nin oyları %28 den %21 e düştüğünde o zamanki Genel Başkan ve ekibini istifaya davet etmediler mi? Peki onların yönetimindeki CHP tarihinde ilk kez baraj altında kalıp parlamentoya giremeyince ne oldu? Kısa süreli, göstermelik bir ayrılık ve sonra “umumi istek ve arzu üzerine” yeniden partinin yönetimine geçmek. Yeniden yönetime gelirken halkın düşünceleri hiç önemli değildi onlar için” Bu bir demokratik yarıştır, partili kimi isterse parti yönetimine Onlar gelir.”anlayışıyla mevcut delege yapısına güvenerek yeniden parti yönetimine seçildiler. Ama projeleri olmadığı için seçmen delegenin bu düşüncelerini onaylamadı ve ülke yönetimine getirmedi onları.
Sayın Azaklı. Bence CHP artık Türkiye solunun umudu olma şansını yitirdi. Türkiye solu yalnızca seçimden seçime geliyor onların akıllarına. Biz sol seçmen de çaresiz ve seçeneksiz olduğumuz için onların proje üretmeyen tembelliklerine destek verdik bugüne kadar. Her defasında u Oyumuz yabana gider” kuşkusuyla CHP’yi affettik ve cumhuriyet karşıtlarının ülke yönetimini ele geçirmesinden korkarak oylarımızı verdik ve oy istedik CHP’ye.
Ama görüyoruz ki bu bir işe yaramıyor. Ne CHP kendisini düzeltme gereksinimini anlıyor ne de bizim ehven-i şer tercihimiz sonuç veriyor. Bugün AKP’nin %47 oy potansiyeline sahip olmasında bizim bu teslimiyet politikamızın payı yok mu?
Seni bilmem ama ben kendi payıma kandırılmaktan bıktım Sayın Azaklı. Biz, halka çözüm üretmeyen CHP’yi önerirken artık halkın gözünde güvenilir ve inanılırlığımızı yitirmeye başladık hiç de günahımız olmadan.
Ben artık, kendi sorumluluğunu algıladığını gösteren adımlar atmadıkça CHP’nin umut olarak sunulmasından yana değilim. Seçmenin büyük çoğunluğunun parti yönetimine egemen olan anlayış ve kadroların CHP’den ayıklanması gerektiğine inandığı bir ortamda CHP’nin bugünkü yapısıyla umut olduğunu anlatmaya çalışmayacağım artık. Sonuç ne olursa olsun. Bu korku bizi bugünlere getirdi. Daha kötüsü var mı? Ne yazık ki var. Bunu da bir sonraki yazımda değerlendireceğim.